Carine Roitfeld’i ne çok sevdiÄŸimi, fransızca bilmememe raÄŸmen her ay özellikle çekimlerini görmek için dergisini aldığımı burada defalarca belirttim.

Kendisi çok saygı duyduğum, yaratıcılığına hayran olduğum moda editörlerinin başında geliyor. Carine ve Anna karşılaştırması medyada sürekli yapıladursun, benim için kazanan hep Carine, hatta ortada yarış bile yok. Çünkü modayla o kadar bağımsızca oynuyor ki, önemli olanın hissiyat olduğunu hatırlatıyor hep. Hollywood ünlülerinin ayağındaki değil, gerçek stil insanlarının yarattığı modanın önemini ortaya koyuyor. Aynen onun gibi düşünüyorum, tüketmek için değil, iyi hissetmek ve ilham almak için moda.
Bir de rakamlar konuÅŸunca benim için niÅŸin önemi daha da artıyor. Amerikan Vogue 1.3 milyon satarken, Carine’in Vogue’u 133.000 satıyor sadece. Rakamlarla çoÄŸula ulaÅŸmaktansa, aynı frekansta olduÄŸum kitleye ulaÅŸmak çok daha mühim.
Ama bu karşılaştırmadan da söz etmeden konuyu geçiştirmek istemem.
Anna, Hollywood yıldızlarını kapaÄŸa taşırken, Carine, meÅŸhurluÄŸu önemli olmadan kimin görüntüsü heyecan vericiyse onu kapak yapıyor. Amerikan Vogue politik olarak doÄŸruları yaparken, modellerin çarpıcı olması, ince olmaları (ama o kadar ince deÄŸil ki amoreksiya’ya özendirmesin), Fransız Vogue’unda aşırı incelik diye bir kavram yok, çünkü zaten Fransız kadınları ÅŸiÅŸman olmuyor. Ayrıca Fransız Vogue’unda kürkler ve sigaralar baÅŸ rolde. Üstelik Carine’in moda çekimleri kıyafetler hakkında deÄŸil, hikayeler hakında.
Bir de Fransız Vogue diye bahsederken derginin gerçek adının Vogue Paris olduÄŸunu ve ÅŸehre atfedildiÄŸini atlamamak lazım. O halde ileride Vogue İstanbul görüyorum bir gün, eÄŸer olursa…